Veronika Ölmek İstiyor – Paulo COELHO-

                  

Kitap gayet sade ve anlaşılır bir biçimde yazılmış. Doğrusu kitabı ilk fark ettiğimden beri biraz ön yargılıydım. Başlığıyla beni daha da karamsarlığa iteceğini düşündüm. Ancak kitap için güzel yorumlar aldığımda neden olmayasın, dedim. Kitapla ilgili hiçbir fikrim olmadan okumaya başladım. Okudum ve gayet akıcı buldum. Okurken zorlanmadım fakat kitap bilhassa konusuyla beni çok etkiledi. Kitabı bitirdiğim halde birkaç gün tesiri altında kaldım. Konusu ile insanı iki kez düşünmeye itiyor yaşamımız için.

Veronika her gün partilere giden, erkeklerle arası iyi olan alımlı bir kızdır. Fakat çoğu kadın gibi ilerde yüksek ihtimalle aynı hayata sahip olma düşüncesi onun özgürlüğünü şimdiden kısıtlamaya başlar.  Kendisini öldürmek için içeceği hapları kendisi için bir kurtuluş, bir kaçış yolu olarak görmektedir. Onun için asıl özgürlüktür. Fakat intihar girişiminin başarısız olması ile gözünü ünlü bir akıl hastanesinde açar. Doktoru, içtiği ilaçların kalbe büyük zararı dokunduğu için ona yaklaşık bir hafta süresinin kaldığını söyler. Bir günde ölmek yerine günlerce ölümü bekler Veronika. Bu süre zarfında da Veronika yaptığı intihar girişimi için pişman olur. Birdenbire bir hayata tutunma isteği gelir. Yaşama isteği ile yanıp tutuşur fakat ölüm her an onun kafasındadır. Bu süre zarfında de kendi içinde olan farklı bir Veronika’yı ortaya çıkarır. Hayatı seven ve yaşamak isteyen bir Veronika ile tanışır.

“O hapları aldığımda nefret ettiğim birini öldürmeye çalışıyordum. İçimde başka, sevebileceğim Veronika’lar olduğunu bilmiyordum.”

Kalan bu son günlerinde yapmak istediği tüm istekler, arzular, delilikler aklına gelir.  Her gününü dolu dolu sadece kendi istekleriyle sürdürmek ister. Kafasına eseni yapmak ister. Kısacası Veronika ölmek istemez, yaşamak ister.                                                                                                          Akıl hastanesinde geçirdiği bu dönemde farklı karakterler tanır.  Hatta belki de ilk defa aşık olur. İlk defa hazzı, aşkı tadar. Hastanede Eduard adlı şizofren, genç ve yakışıklı birine aşık olur fakat tek kelime dahi konuşmamışlardır karşılıklı. Veronika her gün istediği saatte piyano çalar ve Eduard bu vakitleri hiç kaçırmadan Veronika’nın çaldığı müzikleri sonuna dek dinler.  Yazarımız bu konuda her ikisinin de düşüncelerine oldukça yer vermiştir. Veronika’nın istediği zaman da istediği kadar piyano çalması hem kendisini hem de aralarında özel bir bağ oluşan Eduard’ı tatmin etmektedir. Ayrıca Veronika bu günlerin onun için son günleri olduğunu bildiği için asla yapmam dediği davranışları bile sergilemek ister.  Ne de olsa bir akıl hastanesindedir ve neden akıllı biri gibi davransın ki?

Günleri azalmaya başlar ve kaldığını zannettiği son bir iki gününde Eduard’la sohbet etmeye başlar. Eduard hastaneden kaçma yollarını düşünür ve başarırlar. Veronika’nın son gününde. Hastaneden kaçıp beraber dolaşırlar, gezerler, içerler. Sabah Veronika Eduard’ın dizlerinin üstünde uyanır! Eduard ilk başta onun öldüğünü zannetse de yeni bir sabaha gözlerini açan Veronika’yı görünce yeni bir mucizenin de gerçekleştiğini görür. Bundan sonraki günlerinde Veronika’ ya bir coşku, bir heyecan, bir yaşama hevesi gelir. Her yeni bir güne uyandığında artık mutlulukla uyanır. Çünkü onun için her yeni gün yeni bir mucizedir artık. Kitap ölümü beklerken her yeni güne bir mucize gözüyle bakan ve her gününü verimli geçirmek isteyen 24 yaşındaki bir kadının yeniden yaşama tutunmasını anlatıyor. Bu deneyim Veronika’nın çok farklı ve şimdiye dek karşılaşmadığı kişiliğini ortaya çıkarıyor.            

   “Ölüm bilinci bizi daha yoğun yaşamaya yöneltir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir